Sufizm, Kuantum ve Olumlu Düşünmek

Sufizm, Kuantum ve Olumlu Düşünmek

Çok iyi yetişmiş, aydın bir mühendis ve fikir adamı Haluk GÜNERMAN; yazısında, duyularımızla algıladığımız evreni sorguluyor.

SUFİZM, KUANTUM VE OLUMLU DÜŞÜNMEK

2000 küsur yıl önce, Eflatun şöyle demişti: “İnsanın ruhu, vücudundan daha yüksek, ulvi değerler taşıyan, fakat bu amaçları gerçekleştirmesine bedeni tarafından engel olunan, maddi olmayan bir varlıktır." Duyularımızla algıladığımız evren gerçek değildir. Ruhlar olgunlaştıkları ölçüde algılanan görüntülerin ötesine geçebilmekte, yaşadığımız evrenin birer mükemmel kopyasının bulunduğu idealar âlemini algılayabilmektedir. Ruh, duyularımızla algıladığımız maddi dünyanın ötesine geçip mükemmel özleri algılamaya başlayabilir. Ruh, bedenden önce gelir.” Yıllar sonra benzer düşünceler gelişerek, sufizmin temeli atılmıştır. Ama bilim, bu tür görüşleri daima reddetmiş ve yaşamın esaslarını son yüzyıla kadar hep maddede aramıştır.

20.Yüzyılın başlarına kadar, Newton fiziğine göre, tüm cisimlerin, bu arada insan ve diğer canlıların da, aynı kurallara uyduğu, atom ve onun bileşenlerinin esas olduğu kabul görmüştür. Bu tabir caizse bir statik ilişkiler varlığıdır. Her şey, belirli kurallara göre yürür gider. Canlı- cansız her varlık, bu kurallara uygun olarak bir makine gibi çalışır.

Ama daha sonra, kuantum fiziği keşfedilince, durumun pek de böyle olmadığı ortaya çıktı. Buna göre, Foton denilen enerji birimleri cisimler arasındaki ilişkileri belirlemekteydi. Foton, elektromanyetik dalganın toplam enerjisini oluşturan enerji paketçiklerinden her biri için kullanılan isimdir. Bu konuda çalışmalar yapan Planck, Einstein, Bohr, De Broglie, Schroedinger, Heisenberg, Dirac ve Pauli gibi bilim adamlarının buluşları ile kuantum mekaniği denilen yeni bir bilim felsefesi doğdu. Kuantum fiziğine göre, gözlem yapan gözlemci, kuantum alanındaki foton parçacıklarının hareketlerini değiştirebiliyor. Bir anlamda, fotonlar, yeteri kadar güçlü bir istek varsa, gözlemcinin beklentilerine uygun olarak davranıyorlar. Yani özetle: Newton fiziğinde statik denge vardır; Kuantum fiziğinde ise dinamik denge. Burada karşılıklı etkileşim söz konusudur. Aynen tasavvuf erbabının bulundukları derecelere göre, kendilerine bazı pencerelerin açılması ve bazı etkileşimleri yaşamaları gibi…

Paulo Coelho’nun aynı adlı kitabında, şöyle demişti Simyacı: "Bir şeyi çok istersen, bütün evren onu gerçekleştirmek için işbirliği yapar”. İşte bu, karşılıklı etkileşimin güzel bir ifadesidir.

O zaman, son yıllarda üzerinde durulan pozitif düşünmenin önemi ortaya çıkıyor. Deneylerle ortaya konulmuştur ki, şikayet etmek ve kötümser olmak, daha sonra karşılaşılacak olayları da olumsuz sonuçlara doğru götürüyor. Oysa, olaylara olumlu yaklaşarak istemek, sonucu da etkiliyor. Bir işe başaracağım diye başlayanlar, sonuçta o işi başarıyorlar. Ama, burada ince bir nokta var: Başardıkları iş başkalarının zararına ise, sonuçlarına da katlanmak durumundadırlar.

Kur’an-ı Kerim’de Fussilet Suresi Ayet 46’da şöyle denilmektedir: “Men amile sâlihan fe li nefsihî ve men esâe fe aleyhâ, ve mâ rabbuke bi zallâmin lil abîd.“

"Kim salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, kendisi içindir. Ve kim kötülük yaparsa, o da onun aleyhinedir. Ve senin Rabbin kullar(ın)a zulmedici değildir."


O halde bizlere düşen, olumlu düşünmek ve iyilik etmektir. Çünkü bu eylemler sonunda yine bize döner. Gülse Birsel’in bir yazısında dediği gibi: “Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar: Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!“

17/10/2009 Haluk GÜNERMAN
Haber listesine dön

Yorumlar 0

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekir. Giriş yap Üye ol
Okumaya devam edin

Diğer yazılar

Tüm yazılar
Haber

Sitemizin Gerçek Sahipleri

Her güzel çalışmanın bir de arka planı vardır: İşte çalışmalarımız esnasında her türlü maddi ve manevi desteğini…

Sık arananlar