Din aleminin sanal buluşma platformu!
Yeni Sayfa 1

Favorilerime Ekle   Anasayfam Yap

BÜYÜKLER İÇİN DERS DOKÜMANLARI Genel Sunumlar İlköğretim Sunumları Lise Sunumları  
Yeni Sayfa 1
Başyazı: ELİMİZDEN KAYIP GİDEN BİR DEĞER: ÇOCUKLARIMIZ
Çocuğa kim demiş küçük bir şey.
Bir çocuk belki en büyük bir şey.

Anne-babalara;
“En değerli varlığınız nedir?” diye sorulsa tereddütsüz verecekleri cevap:
“Çocuk” olacaktır.
Hiç şüphesiz ebeveyn kendi canıyla çocuğunun canı arasında tercih etmek durumunda kalsa hiç çekinmeden çocuğunun canını kendi canına tercih edecektir. Çünkü çocuklarımız bizim her şeyimiz, geleceğimizin teminatı gözümüzün nurudur. Fakat bu kadar değer verdiğimiz, üstüne titreyip gözümüz gibi baktığımız çocuklarımızı iyi bir şekilde yetiştirmeyi başarabiliyor muyuz acaba? Bu soruya müspet cevap verebilmemiz son derece güçtür. Kanaatimizce en çok değer verdiğimiz varlığımız günümüzde en fazla ihmal edilme durumuyla karşı karşıyadır.

Bilinen bir gerçektir ki, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte toplumumuzun değer algılarında hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu durumu müspet manada değerlendirmek son derece güçtür. Çünkü bir toplumun milli, insani ve manevi değerlerinin kaybolmaya yüz tutması, o toplum için tehlike çanlarının çalmakta olduğunun göstergesidir. Günümüzde aile değerlerinin yıpranması, gelenek, görenek, milli manevi değer yargılarının yozlaşması -ki yozlaşan bu değer yargılarından en çok da şahsiyeti tam teşekkül etmemiş çocuklarımız etkilenmektedir- toplumumuzu küresel bir çıkmaza doğru sürüklemektedir. Günümüz gençliği amaç ve anlam boşluğu içinde değerlerden yoksun bir hayata doğru sürüklenmektedir. Henüz değer yargıları oluşmamış savunmasız halde bulunan çocuklarımız, günümüzde küreselleşmenin özellikle de televizyon ve internetin yoğun etkilerine maruz kalarak hızla kimlik bunalımına doğru savrulmaktadır. Özellikle kapitalizmin ve hedonizmin etkisiyle gerçek mutluluğun ancak maddi zevklerle elde edilebileceğine yönelik algı nedeniyle çocuklarımız zevklere daha fazla yönelmekte, tıpkı çevresinde tuzlu deniz suyundan başka su bulunmayan çok susamış bir insanın susuzluğunu gidermek amacıyla tuzlu da olsa o suya sarılması ve kana kana içtikçe daha da susaması gibi gittikçe tatminsizliğe ve huzursuzluğa doğru sürüklenmektedir. Burada göz ardı edilen şey insanın sadece maddi yönü olan bir varlık olarak algılanmasıdır oysa ki insan maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçları da olan bir varlıktır. Şüphesiz bu manevi ihtiyaçlar tatmin edilmediği sürece insan için huzur ve mutluluğa ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Menfaate dayalı ilişkilerin arttığı, birlik, beraberlik, fedakârlık, vefa gibi değerlerinin kaybolduğu günümüz toplumunda çocuklarımızın bu süreçten etkilenmemelerini beklemek hayalcilik olur ki zaten çocuklarımız da kısa süre zarfında yaşanan bu olumsuz tablodan nasibini almış ve bireysellik, egoistlik, bencillik ve faydacılık onların temel karakterleri haline gelmiştir.
Günümüz çocuklarının yaşadığı önemli sorunlardan birisi de yetişkinlerle olan kuşak çatışması olarak kabul ettiğimiz problemlerdir. Daha çok aileyle çocukları karşı karşıya getiren bu sorun, toplumdan çocuğa empoze edilen aşırı özgürlük fikriyle anne-babanın onu toplumun zararlı etkilerinden korumak amacıyla takındığı otoriter yaklaşımının çatışmasından kaynaklanmaktadır. Bu çatışma, sınırsız özgürlük isteklerini kısıtladıklarını düşündükleri ebeveynleri ile çocukların ilişkisini kopma noktasına getirmekte ve maalesef artık aileler çocuklarını kontrol edemez hale gelmektedir. Günümüz çocuklarında başta anne-baba ve öğretmen olmak üzere büyüklere verilen değer giderek azalmakta bunun yerine arkadaş ve idol olarak gördükleri ünlü insanlar onların hayatında önemli bir konumda yer almaktadır. Çocuklar, kameralar karşısında hep şen kahkahalarıyla sahte yüzlerini gördükleri ve her daim böyle mutlu bir hayata sahip olduklarını düşündükleri bu ünlü insanları örnek alarak onlar gibi olmaya özen göstermekte bu durumda kendilerinin de sürekli bir mutluluğa kavuşacaklarına inanmaktadırlar. Böylece çocuklarımız kendilerine hedef olarak ya topçu, ya popçu ya da manken olmayı seçmekte bu ideallerine ulaşması halinde hayatlarının kurtulacağını ve her daim mutlu bir hayata sahip olacaklarına inanmaktadırlar. Ebeveyn böylesi özentilerden çocuklarını korumak için onlar üzerinde televizyon ve internetin etkilerini azaltmaya çalışmalıdır. Şüphesiz amacımız çocuklarımızı bilim ve teknolojiden uzak tutmak değil, bilakis bunların zararlı etkilerine karşı onları korumaya çalışarak mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmelerini temin etmektir.

Şimdi de günümüzde gençliğimizin ne hale gelmekte olduğunu göstermesi açısından Can Dündar’ın şu ifadelerine yer vermek istiyoruz: “Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç? Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep telefonlu kızların 16 - 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba? Levent'te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm. Dinlediklerime inanamadım 14 - 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, selülit tedavisi yaptırmak istiyor"muş. Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie'nin fotoğrafıyla gelmiş ve "Bununki gibi dudak istiyorum" demiş. 18'lik bir kız da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. "En büyük istekleri" neymiş biliyor musunuz? Zara'nın ya da Diesel'in 34 bedenine sığmak... Bunun için yarışıyorlarmış: "Çünkü televizyon da gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kase yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve kola... 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar." Uzman, bunun son 3 yılda gözlenen bir "patlama" olduğunu söylüyor: "Ben de anneyim, 18'lik 'lipolu' (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum. Biriktirdiği 300 - 500 milyonla gelip 'Dudağımızı şişir' diyenleri 'Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin' diye geri yolluyorum." Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı: Genç nüfusta müthiş bir uyanma var" diyor. 17 - 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı'da ergenlik yaşı 16 - 17'den 11 - 12'ye geriledi. Amerika'da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık... Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri "psiko - seksüel uyarımın artması"... Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması... Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor. Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında... Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta... Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara "Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt" öğüdü verebiliriz ki? Yasak çare değil... Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda topyekûn bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.”

Bu satırları okurken eminim sizler de benim gibi sukutu hayale uğradınız ve yüreğinizin sızladığını hissettiniz. Maalesef bu sözler artık gerçek hayatta karşılığı olan acı ama gerçek ifadeler. Toplum bütün kurumlarıyla topyekun bu sorunların üzerine kararlılıkla gitmezse ve ivedilikle çözüm arayışlarına yönelmezse bu günleri mumla arayacağımızdan emin olabilirsiniz. Meşhur uyuşturucu müptelalarından Omar Aleman, uzun yıllar hapis yattıktan ve iptilasıyla mücadele ettikten sonra şu kanaate ulaşmıştır: “Uyuşturucu ve benzeri felaketler, rehabilitasyon servisleri ve güvenlik güçleriyle önlenemez. Onu iki-üç çocuğunuzu temiz yetiştirerek önleyebilirsiniz. (Necmettin Tozlu, Uyuşturucular, Gençlik ve Aile, Din Öğretimi Dergisi, sayı: 26) Şüphesiz Omar Aleman burada çözüm yolu olarak aileye dikkati çekmiştir. Eşref Edip de çocukların vatana ve millete hayırlı birer evlat olarak yetiştirilmesinde veli ve okulun önemini şu sözleriyle ifade etmiştir: “Çocukların manevi cephelerini kuvvetlendirmek hususunda en ağır mesuliyet, bilhassa velilere aittir. Çocuklarını mektebe göndermekle kendilerinin bütün vazife ve mesuliyetlerden sıyrılmış olduğunu telakki eden veliler, büyük hataya düşmüş olurlar. Mektep daha ziyade bilgi yeridir. Nitekim fazilet ve seciye daha ziyade aile işidir. Ailenin mektepten beklediği şeye mukabil mektebin de aileden beklediği şey vardır. Manevi cephesi kuvvetli bir çocuk üzerinde mektep daha muvaffakiyetle işleyebilir. Onun için ailenin daimi surette mektebe yardımda bulunması iktiza eder. Bu suretle devlet mesaisiyle millet mesaisi arasında tam ahenk husule gelir ve ancak bu sayede bilgili ve seciyeli bir nesil yetişir, içtimai vahdet ve istikrar muhafaza edilmiş olur.” (Eşref Edip, Çocuklarımıza Din Kitabı). Çocuklarımızı bu bataklıktan kurtarmak için hepimize önemli görev ve sorumluklar düştüğünü asla unutmamalı, yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızı milli ve manevi değerlerine saygılı şahsiyet sahibi bireyler olarak yetiştirmeye gayret göstermeliyiz...
Alim BAYHAN 
29.03.2011

Bu haber toplam 1527 defa okundu

Haber Hakkındaki Yorumlar (3)

Tümü

alim bayhan Allah sizden de razı olsun kıymetli hocalarım!İlay-ı kelimetullah yolunda, vatana millete,insanlığa ve dünyadaki güzelliklerin gelişmesine zerre miktarı faydamız oluyorsa kendimizi bahtiyar sayarız,güzel işler başarma noktasında Rabbim cümlemize güç kuvvet ve azim nasip etsin, Selamlar!!!  08.05.2011 
ilkmercan Allah razı olsun hocam çok güzel ve yerinde tespitler mevlam yardım etsin bizlerede çocuklarımızın manevi güzellikleri görebilmelerine sebep olabilelim selam ve dua ile  20.04.2011 
Salih TEKİN Alim Hocam tebrikler... Çok güzel bir çalışma... Selam ve Dua ile... 29.03.2011 

Yorum yazabilmek için sistem girişi yapmanız gerekir.

       Benzer Haberler

Ayşe Ünal AYDIN: RAMAZAN AYI VE TERAVİH NAMAZI

Ayşe Ünal AYDIN: GÜLÜMSEYİN

Alim BAYHAN: DÜNDEN BU GÜNE DİN EĞİTİMİ VE İMAM-HATİP OKULLA

Ayşe Ünal AYDIN: YENİ NESİL TESETTÜR

Ayşe Ünal AYDIN:
"BİR AŞK HİKAY

Ayşe Ünal AYDIN:ZAMANIN ÖNEMİ VE YI

BAŞYAZI:"HİCRET" Ayşe Ünal

ANA-BABAYA İTAAT Mİ? İHSAN MI? Ayşe Ünal AYDIN

DENİZLİ’DEKİ BİR ETKİNLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ayşe ÜNAL AYD

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ŞEFKAT VE SORUMLULUK DENGESİ Alim BA

KUR'ÂN TİLAVETİNDE KEMİYET Mİ? KEYFİYE

Konuk Yazar Rasül ÇÖVÜT: YENİ EĞİTİM SİSTEMİNDE İMAMHATİP OR

"DENİZLİ '4+4+4'E HAZIR" TOPLAN

NASIL BİR UMRE?... Ayşe Ünal AY

GÜLLERİN EFENDİSİ A. Ünal AYDIN

"GÜLLERİN EFENDİSİ":EFENDİMİZİN HAYATI SETİ TAMAMLAND

DENİZLİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ AÇILDI

Konuk Yazar Dr.Müh.Haluk Günerman: "JAPONLAR HAKKINDA İKİ TE

SUEDA NUR TEKİN'DEN BİR HİKAYE: "ZEYNEP ile MERYEM

Başyazı: YILBAŞINDA NOEL BABA BEKLEYEN ÇOCUKLARIMIZ

Konuk Yazar: A. Cüneyt TEKİN: ŞEB-İ ARUS KAVUŞMA GECESİ

ÖMÜRLERİ RAMAZAN OLANLARIN AHİRETTEKİ BAYRAMLARI MÜBAREK

HATA VE SEVABIMIZLA

AHMET ŞİŞMAN HAKK'A YÜRÜDÜ.

Başyazı: "İSTANBUL’UN FETHİNDEN GÖNÜLLER FETHİNE"

"Din Eğitiminde Müslüman, Öz Vatanında Parya! ÖYLE Mİ?!!

Başyazı: "İSLAM’DA ÇALIŞMANIN EHEMMİYETİ"

Başyazı: “KUTLU DOĞUM HAFTASI”: HZ. PEYGAMBER SEVGİS

Başyazı: BİLGİSAYAR EĞİTİM İÇİN BİR FIRSAT MI? YOKSA TEHL

Başyazı: ÇOCUKLAR İÇİN DİN EĞİTİMİNİN LÜZUMU

 

 

Yeni Sayfa 1

   
   
E-Posta:
Şifre:
Beni Hatırla

Kaydol

Şifrem?

 

   Site İstatistikleri

   
  Bugünkü sayaç: 8
  Toplam sayaç: 1.084.886
  Toplam Doküman: 1077
  Üye Sayısı: 9967
   


       Anket

 
 
 
 
 
 
 
 
 


Yeni Sayfa 1

duaistiyoruz@dinalemi.net

Tasarım-Hosting: Spark Bilişim