Din aleminin sanal buluşma platformu!
Yeni Sayfa 1

Favorilerime Ekle   Anasayfam Yap

BÜYÜKLER İÇİN DERS DOKÜMANLARI Genel Sunumlar İlköğretim Sunumları Lise Sunumları  
Yeni Sayfa 1
DENİZLİ’DEKİ BİR ETKİNLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ayşe ÜNAL AYDIN

Allah-u Teâlâ ol emri ile dilediği her şeyi tüm sebeplerden bağımsız olarak, yoktan var etmeye kadirdir. Buna rağmen O, her şeyi belli bir kanuna göre yaratmış, olayları, biz insanların anlayabileceği şekilde sebep-sonuç ilişkisine bağlamıştır.

“Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah’ da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed Suresi)

Rabbimizin bu dinin yaşatılması ve yüceltilmesi hususunda, gerçekte bizim yardımımıza ihtiyacı yoktur. Ancak bizim, O’na ve O’nun yardımına olan ihtiyacımız sonsuzdur. İşte bu yüzden Hak Teâlâ böyle dilemiş, bize göndereceği ilahi desteği, O’nun dinine yardım şartına bağlamıştır. Ayet-i Kerimeyi sondan başa doğru okuyarak, ilahi yardıma mazhar olmanın yolu, Allah’ın dinine yardım etmekten geçer de diyebiliriz.

Bir kısım müfessirler, ‘Allah’ın dinine yardım etmek’ sözünü, Allah’ın kullarına yardım etmek şeklinde yorumlamışlardır. Katılıyorum. Zira dinin muhatabı insandır. Bir insana yapılabilecek en öncelikli yardım, hiç kuşkusuz onun iman ile şereflenmesine vesile olmaktır. Bundan sonra ise; önemine binaen Efendimiz(S.A.V) tarafından “Dinin direği” olarak tanımlanan namaz ile tanıştırmak, namaza alıştırmak ve böylelikle o’nu Rabbi ile buluşturmaktır.

Bu düşünceyle ‘Gençler Hep Birlikte Elele Camiye’ etkinliğinin hazırlanmasına vesile olan, faaliyetin içinde bilfiil yer alan, ya da bir şekilde bu çalışmaya dâhil olan herkese gönülden tebrik ve teşekkürlerimi iletir, Mevla’mızdan hizmetlerinin kabulünü dilerim.

Etkinliğin ödül törenine Ensar Vakfı Şube Başkanı olan değerli arkadaşımız Salih TEKİN tarafından davet edilmiştik ve davete icabet bizi mutlu edecekti. Denizli’ye vakitlice ulaşmıştık. Konakladığımız yer gerçekte tören salonuna çok uzak değildi. Ne var ki; bu kenti hiç bilmediğimiz için aldığımız yol tarifleri yeterli olmadı. Çatalçeşme’ye ulaştığımızda program başlamıştı. Etkinliğe katılım hayli fazlaydı ve çocuklarını, böyle bir günde yalnız bırakmak istemeyen ebeveynler de salona akın edince, izdiham kaçınılmaz olmuştu. Salonun giriş kapılarının önünde de yığılmalar olduğu için, içeri ancak programın ortalarına doğru girebildik.

Öğrenciler gruplar halinde sahneye alınıp, kendilerine, ödüllerini alacakları firmaya dair bilgileri içeren kartvizitleri takdim ediliyor ve bu arada tüm öğrenciler vakıf başkanı tarafından bir bir tebrik ediliyordu. Salon hâlâ çok kalabalık ve belki birazda sesliydi ama, o ortamda dikkati çeken ilk şey vakıf başkanının, öğrencilerin heyecanını tümüyle paylaştığını hissettiren, son derece doğal, içten tavrı ve samimi gayreti oluyordu.
Etkilenmemek mümkün değildi.

Öğrencilerin bir kısmı, belki de ilk namazlarını bu etkinlikle kılmışlardı. Yine bir kısım öğrenciler, ara sıra kıldıkları ama bir türlü düzene koyamadıkları namazlarını böylelikle disipline etme fırsatı yakalamışlardı. Ya da öteden beri namazlarını düzenli olarak kılan bazı öğrenciler de, bu vesileyle cemaatle namaz kılmayı öğrenmişlerdi.
Her halükarda sonuç takdire şayandı.

O anda bu gençlerin ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. Yıllar öncesinde namazla ilk tanıştığım çocukluktan gençliğe geçiş günlerimi hatırladım:

Namazın gerçekte ne ifade ettiğini bilmezdim, anlatılmamıştı. Bu yüzden de namaz kılmak istemezdim. Evdeki büyüklerimiz de bunu bilirlerdi, onlarla iyi geçindiğim, problem çıkarmadığım sürece namaz kılmam hatırlatılmazdı. Ne zaman onların canlarını sıkacak olsam, biraz da kaba bir üslupla namaz kılmam emredilirdi. Onların bu tavrı, namazı bir ceza gibi algılamama sebep olmuştu. O günlerde kıldığım namazları, hep böyle bir halet-i ruhiye içinde eda etmiştim. Daha sonraki dönemlerde, geriye dönüp baktığımda görmüştüm ki; beni namazdan uzaklaştıran yegâne sebep bu yanlış algı değildi. Bundan da ziyade, namaz kılan insanların hiçbir şekilde onaylamadığım, son derece itici davranışlarıydı. Galiba onlar gibi olmak istememiştim. Onlar namaz kılıyorlarsa ben kılmayacaktım. Böylece aramızda bir fark olsun istiyordum.

Evimiz camiye yakın olduğu için cami cemaatini az çok tanırdık. Namazdan çıkan insanların, mendil kullanmak yerine, yerleri kirletmelerini bir türlü kabullenemezdim.

Yine bir gün evimizin bahçesinde, birazda nağmeli bir şekilde, sesli olarak oynanan bir çocuk oyunundan sonra hepimiz, caminin din görevlisi tarafından sıra dayağına çekilmiştik. Zira günlerden Cuma idi ve öğle üzeri Cuma vaktiydi. Böyle bir zamanda onların huzurunu bozmuştuk ve elbette bu cezasız kalamazdı. Oysa her sene yaz tatilinde camiye Kur’an öğrenmeye giderdik ama ne Cuma gününden ve öneminden, ne de Cuma saatinden söz edildiğini hiç duymamıştım. Dini bilgiler adına tek yaptığımız otuz iki farzın ezberlenmesinden ibaretti. Cami görevlisini o yıllarda hiç affetmemiştim.

Ortaokula devam ettiğim günlerde din dersi yazılısında namazın farzları sorulmuştu.

O zaman bize ezberletilen ifadelerle dışından olanlar, içinden olanlar diye yazmaya başlamıştım. İçinden olan farzları: Kıyam; ayakta durmak,... Ve devam ediyordu. Yazılı kâğıdımı henüz teslim etmemiştim. Öğretmenimiz yazılı kâğıdıma şöyle bir göz gezdirdikten sonra alaylı bir ifade ile “Ne yani, şimdi ayakta durdun diye namazda kıyam mı yapmış oldun?” demişti. Belki söylediği doğruydu, Kıyam; namazda ayakta durmak şeklinde açıklanmalıydı. Doğru olmayan din dersi öğretmeninin bunu ifade şekliydi.

Onlar namaz kılmışlardı ama namaz onları daha duyarlı, daha hoşgörülü, daha nazik kılmamıştı. Üzülmüştüm, yine de bugün, o insanlara karşı içimde bir kırgınlık yoktu.

Bilememişlerdi diye geçti içimden.

Evet, Onlar Efendimiz (S.A.V.)’in sünnetini, O’nun sünnetinde terbiyenin yerini, önemini ve şeklini bilememişlerdi.

Yere tüküren bir bedevinin bu hareketinden Efendimiz(S.A.V.)’in son derece müteessir olduğunu, O’nun bu halini gören bir Hanım Sahabinin alelacele, oranın üzerini toprakla örterek O’nun üzüntünü gidermeye çalıştığını,

Bir grup çocuğun Sevgili Efendimizin etrafını kuşatarak O’nu esir aldıklarını, onlara bir şeyler vermedikçe serbest bırakmayacaklarını söylediklerini, Efendimizin, onların bu oyununa seve seve katıldığını, istese peygamberlik vazifesini hatırlatıp onları çil yavrusu gibi dağıtabilecekken, evden bir şeyler getirtip, kendini, özgürlüğünü onlardan böylelikle satın aldığını,

Namazda sağa sola bakan küçük yardımcısı Enes’i, tüm sevgi ve şefkatiyle ‘Yavrucuğum’ diye seslenerek ikaz ettiğini;
‘Yavrucuğum, Namaz kılarken sağa sola bakınma. Bu bütün sevapları alır götürür. Eğer kendini tutamayıp bakıyorsan farz namazlarda değil, nafile namazlarda bak’ diyerek O’na doğru alışkanlığı, tedrici olarak kazandırmaya çalıştığını, bilmemişlerdi.

Efendimiz(S.A.V)’in Sünnetini bilmiş olsalar, herhalde böyle davranmazlardı.

Namaz gerçekten büyük bir olaydı. O, Allah’a karşı derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelirdi. Gençler bunu başarmışlardı. Her geçen gün, namazın manevi boyutunu daha da kavrayacak, böylelikle, ‘kendilerini her türlü çirkin ve kötü şeylerden alıkoyacak gerçek namaza’ ulaşacaklardı.

Bu etkinlik onlar için güzel bir başlangıç olmuştu. Bu başlangıcın aynı güzellikte onların tüm hayatına yansıması için bizlerin; önce ana-baba olarak, sonra din görevlisi, din eğitmeni ve öğretmeni olarak, Kur’an-ı Kerim’de Efendimiz (S.A.V)’in, Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmayı uman herkes için güzel örnek olarak takdim edildiği düşünülürse, tüm yetişkinler olarak sorumluluğumuzun farkında olmamız gerekir.

Gençlerimiz namaza başlamakla, bu dünyada niçin var olduklarının bilincinde olan, her hal ve şart altında, Allah’a kul olma gayretini sürdüren insanların safına katılmışlardı. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle ‘şeytanın değil, Allah’ın taraftarları’na aidiyet kazanmışlardı. İşte bu noktada bizlerin, attığımız her adımla, ağzımızdan çıkan her söz, sergilediğimiz her davranışla onlara güzel ve doğru örnek olmamız çok önemlidir.

Allah’a şükürler olsun ki; bizim gençlik yıllarımızda yaşadığımız sıkıntıların çoğu artık gerilerde kalmıştı. Zira ülkemizde, son yirmi ya da yirmi beş yıldır gerçekten sevindirici gelişmeler olmuştu. Anlaşılabilir neşriyatın artması, özel radyo ve televizyonların devreye girmesi, görsel materyallerin kullanılmaya başlaması insanların dini yaşama bakışlarını değiştirmişti.

Yatılı Kur’an Kursunda öğretmenlik yaparken, sırf evlatları kendileri gibi Dini Bilgilerden yoksun yetişmesin diye, mahdut imkânlarını zorlayarak onları yatılı okutmaya çalışan babalar, yeter ki namazlarını geçirmesinler düşüncesiyle, çocuklarının bin bir türlü nazına severek katlanan anneler tanımıştım. Din görevlisi profili de uzun yıllar önce değişmişti. Artık mihrapta, ‘Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma’ şeklinde söylenen ve tüm din adamları adına son derece aşağılayıcı olan bu sözün, hiçbir şekilde doğrulanmaması için gayret eden, söylediklerinin değil, yaptıklarının ve yaşadıklarının önemsendiğini bilen din görevlileri vardı. Yine, ne söylediğinden çok nasıl söylediğinin önemli olduğunun farkında olan eğitmenler, resmi görevinden emekli olsa da, insana hizmetten emekli olmayı aklından bile geçirmeyen öğretmenler vardı ve bunları hatırlamak beni mutlu etmişti. O anda Rabbimize şükürle birlikte niyaz ettim:

‘Yarabbi, lütfen! Genç kardeşlerimizin bizim gibi, hatırladıkları zaman içlerini acıtacak olumsuz anıları olmasın.
Onların etrafında her zaman, ilgilerini, özverilerini, müsamahalarını minnetle anacakları, bir ömür hayırla yâd edecekleri yetişkinler, cami görevlileri ve din eğitmenleri olsun.
Böylelikle onlar İslam’ın güler yüzünü, hoşgörüsünü yansıtan, geriye dönüp baktıklarında kendilerini ancak mütebessim kılacak olan güzel ve hoş anılar biriktirsinler.’


Bu temennilerle gençleri izlerken bir anda, kırk gün süreyle beş vakit namazlarını camide kılan bu gençlerin, okulların açılmasıyla birlikte, derslerin yoğunluğu yüzünden namazdan vazgeçebilecekleri endişesi beni rahatsız etti. Bu noktada ana-babaların ve hatta cami görevlilerinin takip ve telkinleri çok önemliydi. Namazda geçen zamanları asla kayıp sayılamazdı. Onlar her namaz vaktinde, Rablerinin kendilerini beklediğini düşünerek namazlarına devam ettikleri müddetçe, Allah-Teâlâ’da onların geri kalan zamanlarını bereketlendirecek, onları yalnız ve yardımsız bırakmayacaktı.

Ödül Töreninin sonuna yaklaşmıştık ve salon neredeyse tamamen boşalmıştı. Eksilmeyen tek şey, galiba Salih Beyin gayreti, heyecanı ve enerjisiydi.

Programdan, etkinliğe katılan tüm öğrencilere, onların ana-babalarına, bu çalışmanın etkin kişileri olan cami görevlilerine, Ensar vakfına ve özellikle başkanına şükran duyguları ile ayrılırken, dilimde, kim bilir hangi Hak dostunun münacatından hatırımda kalmış dua cümleleri vardı:

‘Yüce Mevla’mız, rızası yolunda başını secdeye koyan kullarının cümlesine devlet ihsan etsin ve iki cihanda aziz eylesin.’ (Amin)
Nice hayırlı etkinliklerde buluşabilmek ümidiyle,

Ankara’dan herkese Selam, Sevgi, Saygılar...
Ayşe Ünal AYDIN
 
09.09.2012

Bu haber toplam 2558 defa okundu

Haber Hakkındaki Yorumlar (9)

Tümü

Mehmet TAŞKIRAN hoş ve güzel bir yazı allah razı olsun ; eksiklerimizle beraber rabbim bizim nesile rahmet etsin biz savaş çocuklarının yetiştirdiği çocuklarız.yaptığımız yanlışları cehaletimize bilgisizliğimize ve bilinçsizliğimize sayın.umarız evlatlarımız bizim yanlışlarımızdan güzel sonuçlar çıkarırlarda namazlarını ruhani vecd içinde eda ederek aynel yakine ulaşırlar.yazınız vesilesi ile kızmdan özür dilemem gerektiğini farkettim. size yaptığım yanlışı gösterdiğiniz için teşekkür ederken evladımdan özür diler namazlarını içten samimi hislerle kılması için cenab-ı mevlama yalvarırım. selam ve dua ile... 21.01.2013 
. Ayşe Ünal AYDIN Aleyküm Selam Arkadaşlar; İlginiz, iyi dilekleriniz ve hayır dualarınız için çok teşekkür ederim. Sağ olun. Mevla hepimizin gayretini rızasına dahil eylesin. 12.10.2012 
. Ayşe Ünal AYDIN Çocuklara namazı sevdirmekte, öncelikle, ödüllendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Vermek istediğiniz ödülleri namaz ile ilişkilendirebilirsiniz. Yine, cemaat olunamasa bile, namazı birlikte kılmakta, onların namaza ilgi ve sevgisini artıracaktır. Bu konuda Ahmet Bulut’un; ’Çocuklarımıza Namazı Nasıl Sevdirelim‘ isimli çalışmasından yararlanabilirsiniz. Selamlar. Ayşe Ünal Aydın 12.10.2012 
dilek özkan S.A AYŞE HOCAM ..YAZILARINIZI MENSURE HOCAMDAN ÇOK BEGENİ İLE ANLATTI.OKUMAMIZI TAVSİYE ETTİ.ARKADAŞLARLA BİR ARAYA GELDİĞİMİZDE OKUYORUZ..VE BENİ TA KÜÇÜKLÜĞÜME MURADİYE SAFİYE YÜCELER ANILARINA GÖTÜRDÜNÜZ.. SİZDEN RABBİM RAZI OLSUN .SİZİ TANIDIĞIMA ÇOK MUTLUYUM..RABBİM YAZDIĞINIZ YAZILARINIZI İBADET HÜKMÜNE KOYSUN..SEVGİ VE MUHABBETLE..DİLEK ÖZKAN 09.10.2012 
dilek özkan S.A AYŞE HOCAM ... yazılarınızı okuduk çok beğendik ...beni nihal hatun 'a götürdü.namaz konusu çok hassas bir konu.bunu sizin kaleminizden okumak bizi kendimize getirdi.bizim hayırla yad ettiğimiz kişiler arasındasınız..mevla önünüzü açsın inş.başarılarınızın devamını dilerim.yazılarınızı bekliyoruz.saygı ve sevgilerimle... Mensure KÖKSAL 09.10.2012 
sıdıka savran S.A.hocam yazınız beni çok duygulandırdı.Keşke inat etmeseydim de rahmetli annemin kıl dediği çocukluk dömemimde namaz kılmış olsaydım.insan anne olunca daha iyi anlıyor ve çocukları içinkaygı çekiyor.ya ben nasıl bir yol izlemeliyim çocuklarım namaz kılsın daha önemlisi sevsin diye...ellerinizden hürmetle öpüyorum 01.10.2012 
Ayfer Hüner s.aleyküm hocam ben hocalardan yana şanslı biriyim ilk hocam ilk okul öğretmenim bana dini sevdiren namazı sevdiren kişi sonradasiz bana dinimi öğreten yaşantısıylada örnek olan kişisiniz.Tesadüfmü bilmiyorum ama namaz kılmayı öğrendiğimde ilk kıldığım vakit akşam namazı idi kabe'ye gittiğimdede ilk kıldığım namaz akşam namazı idi çok duygulanmıştım.İstanbuldan selam ve saygılar.AYFER HÜNER 23.09.2012 
deniz yegin sa hocam bu yazıyı okuyunca benımde yaz donemındekı camı hatıralarım canlandı. tek hatırladığımda korkuydu :(ben KUR'AN la sizin guler yuzunuz ınce ve zarıf karakterınızle tanıştım. ALLAH sızden razı olsun..sızı cok sevıyorum ALLAH a emanet olun :) 19.09.2012 
sürur erbin gür sa.benim canım hocam öyle hassas ve ince konulara değinmişsinizki mevlam razı olsun.konuyu özetleyen ve bi an yüreğimden geçen duam rabbim tüm bilmeyenlere ve tüm bilenlere incelik ve hassasiyet ihsan eylesin..ankaraya selam sevgi ve saygılar 18.09.2012 

Yorum yazabilmek için sistem girişi yapmanız gerekir.

       Benzer Haberler

Ayşe Ünal AYDIN: RAMAZAN AYI VE TERAVİH NAMAZI

Ayşe Ünal AYDIN: GÜLÜMSEYİN

Alim BAYHAN: DÜNDEN BU GÜNE DİN EĞİTİMİ VE İMAM-HATİP OKULLA

Ayşe Ünal AYDIN: YENİ NESİL TESETTÜR

Ayşe Ünal AYDIN:
"BİR AŞK HİKAY

Ayşe Ünal AYDIN:ZAMANIN ÖNEMİ VE YI

BAŞYAZI:"HİCRET" Ayşe Ünal

ANA-BABAYA İTAAT Mİ? İHSAN MI? Ayşe Ünal AYDIN

DENİZLİ’DEKİ BİR ETKİNLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ayşe ÜNAL AYD

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ŞEFKAT VE SORUMLULUK DENGESİ Alim BA

KUR'ÂN TİLAVETİNDE KEMİYET Mİ? KEYFİYE

Konuk Yazar Rasül ÇÖVÜT: YENİ EĞİTİM SİSTEMİNDE İMAMHATİP OR

"DENİZLİ '4+4+4'E HAZIR" TOPLAN

NASIL BİR UMRE?... Ayşe Ünal AY

GÜLLERİN EFENDİSİ A. Ünal AYDIN

"GÜLLERİN EFENDİSİ":EFENDİMİZİN HAYATI SETİ TAMAMLAND

DENİZLİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ AÇILDI

Konuk Yazar Dr.Müh.Haluk Günerman: "JAPONLAR HAKKINDA İKİ TE

SUEDA NUR TEKİN'DEN BİR HİKAYE: "ZEYNEP ile MERYEM

Başyazı: YILBAŞINDA NOEL BABA BEKLEYEN ÇOCUKLARIMIZ

Konuk Yazar: A. Cüneyt TEKİN: ŞEB-İ ARUS KAVUŞMA GECESİ

ÖMÜRLERİ RAMAZAN OLANLARIN AHİRETTEKİ BAYRAMLARI MÜBAREK

HATA VE SEVABIMIZLA

AHMET ŞİŞMAN HAKK'A YÜRÜDÜ.

Başyazı: "İSTANBUL’UN FETHİNDEN GÖNÜLLER FETHİNE"

"Din Eğitiminde Müslüman, Öz Vatanında Parya! ÖYLE Mİ?!!

Başyazı: "İSLAM’DA ÇALIŞMANIN EHEMMİYETİ"

Başyazı: “KUTLU DOĞUM HAFTASI”: HZ. PEYGAMBER SEVGİS

Başyazı: BİLGİSAYAR EĞİTİM İÇİN BİR FIRSAT MI? YOKSA TEHL

Başyazı: ÇOCUKLAR İÇİN DİN EĞİTİMİNİN LÜZUMU

 

 

Yeni Sayfa 1

   
   
E-Posta:
Şifre:
Beni Hatırla

Kaydol

Şifrem?

 

   Site İstatistikleri

   
  Bugünkü sayaç: 8
  Toplam sayaç: 1.084.899
  Toplam Doküman: 1077
  Üye Sayısı: 9967
   


       Anket

 
 
 
 
 
 
 
 
 


Yeni Sayfa 1

duaistiyoruz@dinalemi.net

Tasarım-Hosting: Spark Bilişim