Din aleminin sanal buluşma platformu
Yeni Sayfa 1

Favorilerime Ekle   Anasayfam Yap

BÜYÜKLER İÇİN DERS DOKÜMANLARI Genel Sunumlar İlköğretim Sunumları Lise Sunumları  
Yeni Sayfa 1
ANA-BABAYA İTAAT Mİ? İHSAN MI? Ayşe Ünal AYDIN


İnsan sosyal bir varlıktır. Onun hem dünyada, hem ahirette mutluluğunu gaye edinen İslam dini, insanla ilgili her alanı düzenleyen kurallar koymuştur. Bu yüzden yaşamın en önemli unsurlarından olan beşeri ilişkileri de göz ardı etmemiş, toplumsal hayatı düzenleyen ayet ve hadislerle bu konudaki Rabbani ölçüyü açıkça bildirmiştir. Dolayısıyla; toplumdaki en küçük sosyal yapı olan ailenin fertleri arasındaki hukuk da yine, Rahman tarafından belirlenmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinde şöyle buyurulur:

“Rabbin yalnız kendisine ibadet etmenizi ve ana babaya iyilikte bulunmayı emretmiştir.”

İbadet
saygı ve ta’zimin zirve noktada ifadesidir ve sadece azamet sahibi olan Allah(C.C.) için yapılır. Ayet-i Kerime’de, Allah’a ibadet emrinin hemen ardından ana-babaya iyiliğin gelmesi oldukça anlamlıdır. Bu ve benzer diğer ayet-i kerimelerde Rabbimiz, öncelikle Rububiyetini; besleyip büyütme, terbiye etme kudretini hatırlatarak kendisine kulluğu emretmekte, İslam inancının bu temel şartından hemen sonra ise, ana-babaya iyiliği zikretmektedir.

İlk insan olan Hz. Âdem (A.S.), ana ve babasız yaratılmış olduğu için sevginin akış yönü hep büyükten küçüğe doğru olmuş; insanda eş ve çocuk sevgisi, ana- baba sevgisinden daha fazla gelişmiştir. Kutsal Kitabımızda ana-babaya iyiliği emreden birçok âyete mukabil, çocuklar için doğrudan böyle bir hükmün olmayışı, belki de bu yüzdendir. Zira ana-babalar sevginin akış yönü itibariyle çocuklarına karşı zaten sevgi ve merhamet yüklüdür.

Onlar bu sevgi ve merhametle çocuklarını koruyacak, büyütüp yetiştireceklerdir. Ancak daha sonra bu çocuklar anne-baba olduklarında, onların ilgi, sevgi ve şefkati de elbette, daha ziyade kendi çocuklarına yönelik olacaktır. Evladın güç ve kuvvete kavuştuğu bu dönemde, anne-babalar yavaş yavaş zaafa ve güçsüzlüğe doğru sürüklenmeye başlayacak, çocuklarından sevgi ve şefkat bekler bir hale gelecektir. İşte bu noktada onların hiçbir şekilde ihmal edilmesini istemeyen Rabbimiz, aynı ayetin devamında, ana-babaya bir vefa çağrısı ile evladı ikaz etmektedir:

“Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa sakın onlara “öf !” bile deme; Onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanatlarını aç da; “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle merhamet et!” de.”

Kur’an-ı Kerim’de emredilen ihsan; ana-babaya iyilik ve güzel davranma, her zaman için gereklidir. Ancak; özellikle onların yaşlılık hallerinde, bu çok daha önemli olur. Zira yaşlılık insanın en zayıf ve güçsüz olduğu, bu nedenle iyiliğe, yardıma ve hizmete her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman dilimidir.

Efendimiz (S.A.V.)’in ağır bir dille ikaz ederek “burnu sürtülsün” dediği üç kişiden biri; ‘Ana-babasına yaşlılık günlerine yetişip de, onların gönlünü kazanarak cenneti hak edemeyen kişidir.’

Çocuklar anne babalarına karşı saygılı davranmak, gerekli ihtiyaçlarını karşılamak, hizmetlerini yapmak ve böylece onların rızasını almakla yükümlüdürler. Zira Cenab-ı Hak kendi rızasını ana-babanın rızasına bağlamıştır. Ancak; ana-babaya saygı ve onların rızası çok önemli olsa da, meşru olmayan isteklerinde onlara itaat edilmesi söz konusu değildir.

“Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme!” ( Lokman Suresi)

İşte bu ayet-i kerime’ye binaen İslam âlimleri, Allah’a masiyetin dışındaki tüm isteklerinde ana-babaya itaat edilmesinin gerekli olduğunu söylemişlerdir.

Durum böyle olunca, bir kısım anne-babalar çocuklarının en tabii ve temel hakkı olan eş seçiminde söz sahibi olmak istemişler, bu konuda kendilerine itaat edilmesini beklemişlerdir.

Anne-babanın çocuklarının eş seçimine müdahalesi, çoğu zaman, onların bu konudaki tercihlerini onaylamamak şeklinde gerçekleşir ve ne yazık ki; bu ret, her zaman haklı nedenlere dayanmaz. Toplumumuzda evlenme yaşına gelmiş olan gençlerin yuva kurması ailenin vazifesi olarak algılandığından, anne-babalar bu görevi yerine getirirken, evladın kiminle evleneceğine de karar vermek isterler. Onlar çocuklarını büyütüp yetiştirmek, okutup meslek sahibi yapmakla ona karşı vazifelerini yerine getirmişlerdir. Ona sunmuş oldukları bunca nimetin ve sevginin bedeli olarak onun eşini seçme hakkını elinden alırlar ve gencin tercihiyle tanışma gereği bile duymadan onu reddederler.

Yine bazı anne-babalar da kendi geçmişlerinden aldıkları dersler, kazandıkları bilgi ve tecrübeyle çocuklarını anlamsız ve abartılı bir şekilde koruma gayreti(!) içine girerler. Onların rüşt çağına ulaşmış, evlenme ehliyetine sahip yetişkin fertler olduğunu kabul etmek istemezler. Gencin içinde bulunduğu durum ile kendilerinin geçmişte yaşadıkları arasında benzerlik kurarak onları, kendilerince hatalı olan bu tercihten vazgeçmeye zorlarlar. Oysa şartlar ne kadar birbirine yakın görünse de, hatta birebir örtüşse de bugün şahıslar farklıdır. Çocukları onlardan ayrı bir birey ve farklı bir kişiliktir. Dahası her insan gerçekte ayrı bir dünyadır.

Anne-babanın, çocuğun eş seçimine müdahil olmasında bir diğer yol ise, genci hiç istemediği bir kimseyle zorla evlenmeye mecbur etmektir. Böylesi bir baskı, daha ziyade kız çocuklara uygulanmakla birlikte, aynı dayatmaya maruz kalan erkek çocuklarda az değildir.

O, eskiden beri yakından tanıdığım biriydi. Anne-babası tarafından istemediği bir kimseyle evlenmek zorunda bırakılmıştı. Esasen uzun bir süre kabul etmemek için direnmişti. Sonunda anne-babası, dinden aldıklarını düşündükleri “hakkımızı helal etmeyiz” silahını kuşanıp karşısına geçtiklerinde yapacak bir şeyi kalmamış, çaresiz onların bu zulmüne boyun eğmişti. Zulümdü; zira bir ömür boyu, içinde olmadığı bir tercihin sonucuna katlanmaya mahkûm edilmişti. Anne- babasına saygılı davranıyordu ama görebildiğim kadarıyla çok da sevgi beslemiyordu. Kırgındı. Ne, o günlerde kendisine reva görülen muameleleri unutabiliyor, ne de, kendi hatalarını kadere yüklemeye çalışan anne-babasını affedebiliyordu. Bu hayatın hesabını o verecekse, ‘Bu tercih bana ait olmalı değil miydi ?’ diye soruyor ve ekliyordu: ‘Buna hakları var mıydı?’

O, benim bu konuda karşılaştığım ilk örnekti. Keşke, tek örnek olarak kalabilseydi!
Soru bu, sorun da tam buradaydı;

Evet, Anne-babanın buna hakkı var mıydı?

Hayır, yoktu. Anne-babanın haklarını ve hatırlarını ortaya koymak suretiyle yaptıkları bu dayatmada onlara itaat etmek gerekmiyordu.

Zira Kur’an-ı Kerim’e göre mutlak itaat sadece, Allah’a (C.C.) ve Rasulüne idi. Ana babaya ise ihsan; iyilik ve güzel muamele emredilmekteydi. Konu Efendimiz (S.A.V.)’in sünnetinde en açık bir şekilde yer almıştı:

Bir gün Efendimiz (S.A.V.) huzuruna gelen bir genç kız, kendisi istemediği halde babasının onu, kardeşinin oğluyla evlendirmek istediği şeklinde şikâyette bulunmuştu. Sevgili Efendimiz (S.A.V), derhal kızın babasını çağırarak “Kızını istemediği biriyle evlenmeye zorlayamayacağını” söylemiş, evlenme yetkisini de genç kıza bırakmıştı. Böylelikle Efendimiz (S.A.V.) evlilikte, evlenecek olan kimsenin rızasının esas olduğunu bildirmişti.

Elbette hiçbir anne-baba evladının kötü olmasını istemez. Ne var ki; Anne-babalar çoğu kez, çocuklarını kendilerince yanlış olan bir evlilikten kurtarmak isterken bir başka yanlışa sebep olduklarının farkında olmazlar. Oysa çocuğun tercihinde bir olumsuzluk görülmüşse, yapılması gereken; bunu gerekçeleriyle birlikte anlatarak onu yönlendirmeye çalışmak, onun tercihiyle ilgili tüm endişeleri dile getirdikten sonra, son sözü yine onlara bırakmaktır.

Bu mevzuu yazmak istediğimi söylediğim bir arkadaşım, “konu pek çok anne babaya dokunacaktır, üzülebilirsin” demişti. Onun ifadesini nadim anne-babalar şeklinde düzeltmiş; “Farkındayım, ama onlarda bu konuda dokunulmaz olmadıklarını bilsinler” demiştim.

Yaşananlar, hiç kuşkusuz, bakalım hangimizin dediği olacak şeklinde kuru bir inatlaşmanın sonucu değildi. Çocuklarına kendilerince daha güzel bir gelecek sunmak isterlerken, onları kendi elleriyle mutsuzluğa itmişlerdi ve bundan dolayı da gerçekten pişman olmuşlardı. Bugünkü aklım olsa yine aynı şeyi yapardım diyen anne-babaya şimdiye kadar rastlamadım.

Çocuklarının eşlerini seçme hakkının kendilerine ait olduğunu sanmışlardı ve bunda biraz din görevlilerinin de olumsuz rolü olmuştu. Belki de bu yüzden yazılmalıydı. Bu yanlış düşünceyi ilahiyatçılar olarak biz düzeltmeyeceksek kim düzeltecekti?


Unutmayalım ki; çocuklar bizim ise de, gönülleri bizim değildir. Evlilik ise bir gönül işidir. ‘Nikâhta keramet vardır’ sözünden bu anlamda bir mucize beklenmemelidir.

Bazen duygu sömürüsü, bazen duygusal şiddet uygulayarak onların gönüllerine hükmetmeye çalışmak son derece üzücü ve kırıcı bir tutumdur. Onların, anne-babaya isyan etmemeye çalışarak içlerine attıkları sessiz çığlıkları, ileride onarılması neredeyse imkansız hasarlara yol açmaktadır ve;

Ne bizlerin dini telkinleri, ne psikolojik destek veren birimlerin terapileri, ne de aradan geçen yirmili, otuzlu yıllar, iç âlemlerinde yaşadıkları travmanın derin izlerini silmeye yetmemektedir.

“Allah Teâlâ kıyamet günü anne-babasına asi olan kimseye rahmet nazarıyla bakmaz” ama muhterem Rıza Çöllüoğlu hocamın ifadesiyle; "Gerçek anne-baba da evladını isyana teşvik etmez."

Dileğimiz odur ki; Anne- babalar çocuklarını güzel terbiye ile yetiştirsinler ve onların meşru tercihlerine saygı duyarak evliliğe giden yolda onlara destek olsunlar. Çocuklar da, anne- babalarına sevgi ve şefkatle muamele ederek onların hayır dualarını alsınlar, böylelikle hakkın rızasına kavuşsunlar. Neticede, "Anne-babalar çocukların cenneti, çocuklar anne-babaların sadaka-i cariyesi olsun."

Dünyada rahat yoktur ve hayat, anne- baba, çocuklar, birbiri için imtihan vesilesi olmadan da yeterince zordur.

Lütfen! Birbirimizin işini daha fazla zorlaştırmayalım.

Ankara’dan herkese selam, sevgi, saygılar...

Ayşe Ünal AYDIN
 
11.10.2012

Bu haber toplam 2974 defa okundu

Haber Hakkındaki Yorumlar (6)

Tümü

Özden Pektekin S.A. Hocam elinize , dilinize sağlık. Esasen bu yazıda ne ilave edilecek ya da noksan görülen hiçbir husus bulunmamaktadır. Keşke anne babalar evlatların evlilik kararlarının sonuçlarını iyi olabileceğini görebilseler. Sizi çok özledim.SEVGİLER ÖZDEN .... 01.12.2012 
Melahatİrkicatal Melahatİrkicatal Ayşe hocam gönül telimi titrettiniz yine sizi tanıdığım için çok mutluyum Rabbim sağlık sıhhat afiyet versin selametle. 02.11.2012 
Ayfer Hüner S.A.Hocam insanoğlu siz itaat ettikçe anne baba`da olsalar bencilleşip bu hakkı kendinde görebiliyor.Çevrenin baskısı imanın zayıflığı vede cehalet çocuklarında hakları olduğunu bazen anne ve babalara untturuyor.Rabbim cümlemizi ayetinde belirttiği gibi çocuklar olmayı en önemliside çocuklarına öf dedirtmeyecek anne baba olmayı nasip eylesin.AMİN. 19.10.2012 
emine çetin Emine ÇETİN: Hocam yüreğinize sağlık. Allah yokluğunuzu göstermesin. Yazınız gönlümüze dokundu..... 16.10.2012 
A.hatice ilhan sayınAyşe hanım anne babalar çocuklarına güvenduysalar onları doğru karar verecek konumda yetiştirmiş olsalar bu keşkeler kırık evlilik hayatları olmazdı malesef onlarakarşıboynumuz kıldan ince istanbuldan sevgiler  12.10.2012 
nejla özdaş sa hocamm şimdi sıdıka ablamla okuduk yazınızı,gönlünüze sağlık. teşekkür ederiz. 12.10.2012 

Yorum yazabilmek için sistem girişi yapmanız gerekir.

       Benzer Haberler

Ayşe Ünal AYDIN: RAMAZAN AYI VE TERAVİH NAMAZI

Ayşe Ünal AYDIN: GÜLÜMSEYİN

Alim BAYHAN: DÜNDEN BU GÜNE DİN EĞİTİMİ VE İMAM-HATİP OKULLA

Ayşe Ünal AYDIN: YENİ NESİL TESETTÜR

Ayşe Ünal AYDIN:
"BİR AŞK HİKAY

Ayşe Ünal AYDIN:ZAMANIN ÖNEMİ VE YI

BAŞYAZI:"HİCRET" Ayşe Ünal

ANA-BABAYA İTAAT Mİ? İHSAN MI? Ayşe Ünal AYDIN

DENİZLİ’DEKİ BİR ETKİNLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ayşe ÜNAL AYD

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ŞEFKAT VE SORUMLULUK DENGESİ Alim BA

KUR'ÂN TİLAVETİNDE KEMİYET Mİ? KEYFİYE

Konuk Yazar Rasül ÇÖVÜT: YENİ EĞİTİM SİSTEMİNDE İMAMHATİP OR

"DENİZLİ '4+4+4'E HAZIR" TOPLAN

NASIL BİR UMRE?... Ayşe Ünal AY

GÜLLERİN EFENDİSİ A. Ünal AYDIN

"GÜLLERİN EFENDİSİ":EFENDİMİZİN HAYATI SETİ TAMAMLAND

DENİZLİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ AÇILDI

Konuk Yazar Dr.Müh.Haluk Günerman: "JAPONLAR HAKKINDA İKİ TE

SUEDA NUR TEKİN'DEN BİR HİKAYE: "ZEYNEP ile MERYEM

Başyazı: YILBAŞINDA NOEL BABA BEKLEYEN ÇOCUKLARIMIZ

Konuk Yazar: A. Cüneyt TEKİN: ŞEB-İ ARUS KAVUŞMA GECESİ

ÖMÜRLERİ RAMAZAN OLANLARIN AHİRETTEKİ BAYRAMLARI MÜBAREK

HATA VE SEVABIMIZLA

AHMET ŞİŞMAN HAKK'A YÜRÜDÜ.

Başyazı: "İSTANBUL’UN FETHİNDEN GÖNÜLLER FETHİNE"

"Din Eğitiminde Müslüman, Öz Vatanında Parya! ÖYLE Mİ?!!

Başyazı: "İSLAM’DA ÇALIŞMANIN EHEMMİYETİ"

Başyazı: “KUTLU DOĞUM HAFTASI”: HZ. PEYGAMBER SEVGİS

Başyazı: BİLGİSAYAR EĞİTİM İÇİN BİR FIRSAT MI? YOKSA TEHL

Başyazı: ÇOCUKLAR İÇİN DİN EĞİTİMİNİN LÜZUMU

 

 

Yeni Sayfa 1

   
   
E-Posta:
Şifre:
Beni Hatırla

Kaydol

Şifrem?

 

   Site İstatistikleri

   
  Bugünkü sayaç: 64
  Toplam sayaç: 1.081.090
  Toplam Doküman: 1077
  Üye Sayısı: 9925
   


       Anket

 
 
 
 
 
 
 
 
 


Yeni Sayfa 1

duaistiyoruz@dinalemi.net

Tasarım-Hosting: Spark Bilişim