Din aleminin sanal buluşma platformu
Yeni Sayfa 1

Favorilerime Ekle   Anasayfam Yap

BÜYÜKLER İÇİN DERS DOKÜMANLARI Genel Sunumlar İlköğretim Sunumları Lise Sunumları  
Yeni Sayfa 1
BAŞYAZI:"HİCRET" Ayşe Ünal AYDIN

HİCRETTEN GÜNÜMÜZE YANSIYAN MESAJLAR

İnsanlar için gerçek birer hidayet rehberi olan peygamberler, Allah Teala’dan aldıkları emir ve yasakları, ümmetlerine eksiksiz olarak iletirler. Onlar, bir yandan dini esasları tebliğ edip, açıklarken, diğer yandan da, en güzel şekilde yaşayarak insanlar için müşahhas birer örnek teşkil etmişlerdir. Bu durum, Efendimiz (S.A.V.)’in şahsında doruk noktaya ulaşmış, bunun için Kur’an-ı Kerimde Hak Teala, O’nu bizlere en büyük fazilet numunesi olarak takdim etmiştir:

“And olsun ki; Allah Rasulü sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab suresi, 21)

Ayet-i kerimenin ifade ettiği gerçek şudur: O’nun hayatı bizler ve kıyamete kadar gelecek tüm nesiller için güzel bir örnektir. Ancak; bu örneğin yaşantıya yansıtılabilmesi, her şeyden önce, gönüllerde peygamber sevgisinin yerleşmesini gerektirir. Zira örnek almanın belki de ilk şartı, sevmektir.

Rabbimiz, O’nu herkesten çok sevmiş, bizden de, O’nu herkesten ve her şeyden çok sevmemizi istemiştir. Bu nedenle Sevgili Efendimiz, “İman nedir?” diye soran bir sahabeye “Allah ve Rasulü’nün senin için her şeyden sevgili olmasıdır” buyurmuş, böylelikle Allah’ı sevmek gibi kendisini sevmenin de imandan olduğunu bildirmiştir.

Dolayısıyla bizler, O’nu sevmek ve kendimize örnek almakla mükellefiz. İşte bu yüzden, Efendimizin Mekke’den Medine’ye göçünü ifade eden Hicret olayını, bilinen tüm detaylarıyla anlatmak yerine, o yolculuktan bizler için, bu gün bile örnek teşkil edebilecek noktalara değinmek istiyorum.

Böylelikle hicretin, o günkü koşullarda Efendimiz (S.A.V.) için ne anlama geldiğini, bu dini yaşama, yaşatma, yayma ve yüceltme yolunda nelere katlandığını göstererek, O’nu daha iyi tanıma, anlama ve daha çok sevme gayretimize katkıda bulunabilmeyi ümit ediyorum.

Hicret, her şeyden önce Sevgili Peygamberimiz için bir teslimiyetti. Bilindiği gibi, o günlerde Mekke’de oldukça zor bir dönem yaşanıyordu. Efendimizin Medinelilerle görüştüğünü anlayan müşrikler, inananlara karşı zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bunun üzerine bir kısım Müslümanlar hicret için izin istemişler, bu konuşmadan birkaç gün sonra Efendimiz onlara, Medine’ye hicret için izin verildiğini müjdelemişti. Esasen Allah Rasülü (S.A.V) de hicret etmeyi düşünüyordu. Zira o günlerde müşrikler, O’nun mübarek varlığını ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. Ancak O, her şeye rağmen sabretmesi, Rabbinin bu konudaki hükmünü beklemesi gerektiğini biliyordu. Çünkü; daha risaletin ilk yıllarında, müşriklerden gelecek her türlü eza ve cefaya, peygamberlik görevi gereği katlanması hususunda Rabbi tarafından uyarılmıştı.

Bilindiği üzere, Hazreti Yunus (A.S) kavminin küfürdeki inatçı tutumundan son derece müteessir idi ve bu sebeple ilahi emri beklemeden isyankâr kavmini terk etmişti, O’nun bu konuda sabırsızlık göstermesi, Hak Teala’nın O’nu, balığın karnında bir sabır imtihanından geçirmesine vesile olmuştu.

Cenab-ı Hak, Efendimize, tebliğde yılgınlık göstermeme konusuna atıfta bulunarak, “Sen Yunus peygamber gibi olma!” buyurmuştu. (Kalem suresi, 38)

İşte bu nedenle Efendimiz, Allah tarafından kendisine izin verilinceye kadar Mekke’yi terk etmemiş, Rabbinin kazasına rıza göstererek, benzersiz teslimiyetiyle bizlere örnek olmuştur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, teslimiyeti kadar, tevekkülünün de, bizler için örnek olduğunu gösteren bir hadise de Sevr mağarasında yaşanmıştır.

Efendimiz kendisine yol arkadaşı olarak seçilen Hz. Ebu Bekir’le birlikte, bir gece, Mekke’den ayrılarak, buraya yaklaşık bir saatlik mesafede bulunan Sevr mağarasına sığınmıştı. Müşrikler her yerde O’nu ararken, onlardan bir grup mağaraya kadar ulaşmışlardı. Hz. Ebu Bekir, müşrikler mağaranın üzerinde dolaşırken onların ayaklarını görmüş, “Ey Allah’ın Rasulü, eğer ayaklarının dibine şöyle bir bakacak olsalar, onlar da bizi görecekler” diye endişesini dile getirmişti. Rabbine karşı her an tam bir güven içinde bulunan Peygamberimiz (S.A.V), “Üçüncüleri Allah olan bu iki kişi hakkında ne diye endişeleniyorsun? Onların yakalanacağını mı sanırsın?” diye onu teselli etmiş, Yüce Mevla’nın peygamberini ve müminleri, hiç bir zaman yalnız bırakmayacağına dair inancı ve tevekkülü ile bizlere anlamlı bir örnek olmuştur.

Müşrikler, Efendimizin sığındığı mağaranın girişine bir örümceğin ağ ördüğünü ve iki yabani güvercinin yuva kurduğunu görünce, içeriye bakma gereği bile duymadan oradan uzaklaştılar. Buna rağmen Efendimiz, Sevr mağarasından hemen ayrılmamış, tedbir amacıyla burada üç gün gizlenmeyi uygun görmüşlerdir. Müşrikler onları arayacak pek tabii ki bulamayacak, böyle olunca da, geçen zaman zarfında onların Mekke civarından hayli uzaklaşmış olduklarını düşünerek takip olayını yavaşlatacaklardı. Neticede olaylar tıpkı Efendimizin düşündüğü şekilde gelişmiştir.

Rabbine karşı her zaman sonsuz güven sahibi olan Efendimiz, bu davranışıyla tedbirin tevekküle mani olmadığını bizlere göstermişlerdir.

Peygamberimiz Sevr mağarasında Hz. Ebu Bekir ile birlikte üç gün geçirmiştir. O’nun gönül dünyasındaki esrarı, Hz. Ebu Bekir’in gönlüne transfer etmesiyle, Sevr mağarası kalbi eğitimin başlangıç noktası olmuştur. Sevgili Efendimiz burada, “Allah benim kalbime neyi koydu ise, aynen Onun kalbine aktardım” buyurduğu Hz. Ebu Bekir’e, gizli zikri telkin ve talim etmiştir. Hadis kaynaklarında yer almamakla birlikte, bu rivayeti Tevbe suresinde, Kur’an-ı Kerim tasdik etmektedir:

“İkisi mağarada iken O, arkadaşına; Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyuruyordu.

Ayette geçen maiyyet kelimesi Allah ile her an birlikte olmak, O’nu hep hatırda tutarak kalbin, Rabb ile olan irtibatını sürekli kılmak demektir. Gizli zikir de; bu olsa gerektir.

Böylelikle mağarada geçen üç günden sonra Efendimiz, Hz. Ebu Bekir ile birlikte yola koyuldular. Ne de olsa bu yolculuk, doğup büyüdüğü topraklardan ayrılış olduğu için O’nun hüzünlenmesine sebep olmuş, Hazvera mevkiine gelince devesini durdurmuş, bu mübarek beldeye yönelerek ona olan sevgisini şöyle ifade etmiştir:

“Sen Allah’ın yarattığı beldelerin en hayırlısı, Allah katında en sevimli olanısın. Çıkarılmaya zorlanmış olmasaydım, senden asla ayrılmaz, başka bir yeri yurt edinmezdim.”

Teessürü, mübarek, rakik gönlünde öyle büyüdü ki; Cenab-ı Hak O’nu teselli için, orada şu ayet-i kerimeyi indirdi:

“Sana Kur’an’ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) farz kılan Allah, muhakkak ki, seni tekrar oraya döndürecek, Ahirette de övülmüş bir makam olan şefaat makamına kavuşturacaktır.” (Kasas Suresi, 85)

Hicret; işte şimdi gurbet olmuştu.

Allah’ın arzı genişti
ve inananların namaz, oruç, ezan, gibi İslamî hükümleri yerine getiremediği bir yerde kalmaları caiz değildi. Sevgili Efendimiz nerede güven içinde olunacaksa orada yaşayıp, Allah’a kulluk vazifesinin eksiksiz yerine getirilmesi gerektiğini bizlere göstermiş oluyordu.

Böylece başlayan yolculuk mucizelerle dolu olarak devam etmiş, Efendimiz Rabiulevvel ayının on ikisinde, bir Pazartesi günü, Medine-i Münevvere yakınlarında bulunan Kuba köyüne ulaşmıştır.

Kâinatın Efendisi burada on günü aşkın misafir olmuşlar, bu süre içinde İslam’ın ilk mabedi olan Kuba mescidini inşa etmişlerdir. O günlerde elli üç yaşlarında bulunan Efendimiz, mescidin inşasında bizzat çalışmışlardır. Hatta bir seferinde, kucaklarına güçlükle kaldırılabilecek büyüklükte bir taşı almışlardı. Sahabenin biri, O’nun elindeki taşı almak isteyince vermemişler, “Sen de başkasını al” buyurmuşlardır.

Hicret; şimdi hizmet demekti.

Böylece O, hizmetin başında bulunan kimselerin hizmet bekleyen değil, hizmet eden bir ruha sahip olmaları, emri altında bulunanlardan daha gayretli bir şekilde çaba göstermeleri hususunda, bizlere yine güzel bir örnek olmuşlardır.

Daha sonra Kuba’dan ayrılan Efendimiz, bir Cuma günü, kendisini büyük bir coşkuyla bekleyen Medineli Müslümanların sevinç gösterileri ve tekbir sesleri arasında Medine’ye girmişlerdir. O, devesinin üzerinde ağır ağır Medine içlerine doğru ilerlerken, gönüllerini İslam’a, yurtlarını Muhacirlere açmış bulunan Medineli Müslümanlar, şimdi de evlerini Efendimize açmak ve O’nu misafir etmek istiyorlardı. Sevgili Peygamberimiz ise; onlardan hiç birini, diğerine tercih etmek durumunda kalmak istemediği için, bu olayda siyasi dehasını kullanmış, bu işi devesi Kusva’ya bırakmıştı.

Rasülullah (S.A.V), ‘Deveye yol verin, ona gideceği yer bildirilmiştir’, buyuruyordu. Elbette devenin yapacağı tercihe kimsenin diyecek bir şeyi olmayacaktı. Kusva, ülkemizde Ebu Eyyub el Ensari namıyla bilinen Halid b. Zeyd hazretlerinin evinin önündeki arsaya çökmüş, Efendimiz de yedi ay süreyle onun evinde kalmıştır. Mescid inşası olayında bizlere hizmeti gösteren Efendimiz, şimdide siyaseti gösteriyordu. İnsanlar arasında ayırım yapmamak, onların gönüllerini incitmemek, ya da bir takım zorlukların aşılması hususunda yerine ve zamanına göre siyasi davranılabileceğini, O’nun bu hareketiyle öğrenmiş oluyorduk.

Bilinmelidir ki; Hicret sadece mekânda yapılan bir yer değişikliği değildir. Zamanda da hicret söz konusudur ve aslında yaygın olan hicrette budur. Zira Peygamber Efendimiz (S.A.V.), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Hicret iki özellik taşır:

-Birincisi günahları terk etmekte,

-İkincisi Allah ve Rasülü’ne hicret etmektedir.”


Buna göre bir Müslüman’ın, dinini muhafaza etmek ve yaşamak için İslam beldesine göç etmesi mekânda hicrettir. Zamanda hicret ise; insanların nefis ve şeytanın kötülüklerinden uzaklaşıp, Allah’ın emirlerine sarılması, onları yaşamaya çalışmasıdır.

Zira “Gerçek muhacir Allah’ın yasak kıldığı şeyleri terk eden kişidir.” Bu yönüyle hicret, kıyamete kadar devam edecek bir eylem olup, herkes için geçerlidir.

O; teslimiyeti tam, tedbiri tevekkülüne engel olmayan, içinde bulunduğu her durumda maiyyet şuuruyla yaşayan, hizmet ehli ve siyasetli bir peygamberdi ve bu kutlu yolculuk, O’nun emsalsiz özelliklerini, tüm güzellikleriyle yansıtan örneklerle doluydu.

O halde bugün için bizlerin yapması gereken, Sevgili Efendimizi her halükarda kendimize örnek alarak, O’nun güzel ahlakına bürünmeye çalışmak, hata ve günahlarımızı terk ederek bulunduğumuz yerde, hicret ruhu içinde yaşamaktır.

Yeni hicri yılınızı gönülden kutlar; Yüce Mevla’mızdan İslam Alemi ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

Kulluk şuuruyla yaşayacağımız nice yıllar dileğiyle...

Ankara’dan herkese selam, sevgi, saygılar...

Ayşe Ünal AYDIN 
15.11.2012

Bu haber toplam 2229 defa okundu

Haber Hakkındaki Yorumlar (5)

Tümü

ruhan güneş Hocam merhaba yazilariniz cok guzel bizler okuyoruz etrafimizada okutuyoruz hocam yeniyila ilgili etrafimizda hazirliklar tam gazyapiliyor bununla ilgili biryazi yazarsaniz cok seviniriz istanbuldan sevgilerle Ruhan gunes 12.12.2012 
Ayfer Hüner S.aleyküm hocam yazınız her zamanki gibi ders niteliğinde.Hicret insan için dönüm noktası gibidir tabii farkına varırsak.Hicret yenilenmek içe dönüş sorgulamak nefsi.Bunları yapmak için bazen mekan hicreti şart gibi geliyor.Rabbim hicretin öneminin farkına varanlardan eylesin.İSTANBUL`dan selamlar... 25.11.2012 
sıdıka savran S.A.Hocam emeğinize bilginize sağlık.MEVLA size hayırlı uzun ömür versin inşaallah 20.11.2012 
emine çetin Hocam, Yüreğinize,kaleminize sağlık. Her zaman olduğu gibi bizlere ışık tutmaya devam ediyorsunuz. Teşekkür ederim. İyi ki varsınız.  19.11.2012 
Melahatİrkicatal Güler yüzlü güzel sözlü Ayşe Hocam her zamanki kibarlığınızla ince ince izah ettiğiniz bu hicretleri Rabbim bize ve bizden sonraki nesillere nasib etsin inşallah .Gönlünüze sağlık sizede iyi seneler sağlık sıhhat afiyetle inşallah .Melahat Irkıçatal.  15.11.2012 

Yorum yazabilmek için sistem girişi yapmanız gerekir.

       Benzer Haberler

Ayşe Ünal AYDIN: RAMAZAN AYI VE TERAVİH NAMAZI

Ayşe Ünal AYDIN: GÜLÜMSEYİN

Alim BAYHAN: DÜNDEN BU GÜNE DİN EĞİTİMİ VE İMAM-HATİP OKULLA

Ayşe Ünal AYDIN: YENİ NESİL TESETTÜR

Ayşe Ünal AYDIN:
"BİR AŞK HİKAY

Ayşe Ünal AYDIN:ZAMANIN ÖNEMİ VE YI

BAŞYAZI:"HİCRET" Ayşe Ünal

ANA-BABAYA İTAAT Mİ? İHSAN MI? Ayşe Ünal AYDIN

DENİZLİ’DEKİ BİR ETKİNLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ayşe ÜNAL AYD

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ŞEFKAT VE SORUMLULUK DENGESİ Alim BA

KUR'ÂN TİLAVETİNDE KEMİYET Mİ? KEYFİYE

Konuk Yazar Rasül ÇÖVÜT: YENİ EĞİTİM SİSTEMİNDE İMAMHATİP OR

"DENİZLİ '4+4+4'E HAZIR" TOPLAN

NASIL BİR UMRE?... Ayşe Ünal AY

GÜLLERİN EFENDİSİ A. Ünal AYDIN

"GÜLLERİN EFENDİSİ":EFENDİMİZİN HAYATI SETİ TAMAMLAND

DENİZLİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ AÇILDI

Konuk Yazar Dr.Müh.Haluk Günerman: "JAPONLAR HAKKINDA İKİ TE

SUEDA NUR TEKİN'DEN BİR HİKAYE: "ZEYNEP ile MERYEM

Başyazı: YILBAŞINDA NOEL BABA BEKLEYEN ÇOCUKLARIMIZ

Konuk Yazar: A. Cüneyt TEKİN: ŞEB-İ ARUS KAVUŞMA GECESİ

ÖMÜRLERİ RAMAZAN OLANLARIN AHİRETTEKİ BAYRAMLARI MÜBAREK

HATA VE SEVABIMIZLA

AHMET ŞİŞMAN HAKK'A YÜRÜDÜ.

Başyazı: "İSTANBUL’UN FETHİNDEN GÖNÜLLER FETHİNE"

"Din Eğitiminde Müslüman, Öz Vatanında Parya! ÖYLE Mİ?!!

Başyazı: "İSLAM’DA ÇALIŞMANIN EHEMMİYETİ"

Başyazı: “KUTLU DOĞUM HAFTASI”: HZ. PEYGAMBER SEVGİS

Başyazı: BİLGİSAYAR EĞİTİM İÇİN BİR FIRSAT MI? YOKSA TEHL

Başyazı: ÇOCUKLAR İÇİN DİN EĞİTİMİNİN LÜZUMU

 

 

Yeni Sayfa 1

   
   
E-Posta:
Şifre:
Beni Hatırla

Kaydol

Şifrem?

 

   Site İstatistikleri

   
  Bugünkü sayaç: 65
  Toplam sayaç: 1.081.091
  Toplam Doküman: 1077
  Üye Sayısı: 9925
   


       Anket

 
 
 
 
 
 
 
 
 


Yeni Sayfa 1

duaistiyoruz@dinalemi.net

Tasarım-Hosting: Spark Bilişim